8/5/2007
PARİS SIKINTISI 2
6-
Ya Rab, yüreğim kibirlenmedi, ve gözlerimi yükseltmedim
ve büyük işler yolunda yürümedim,
ne de benden üstün olan şaşılacak islerde.
Anası kucağında sütten kesilmiş çocuk gibi,
gerçek canımı yatıştırdım ve susturdum ;
canım bende sütten kesilmiş çocuk gibidir.
( Zebur-131. Mezmur)
şu yaprak nasılda nazlı nazlı düşüyor dalından. şu kedi nasıl bir iştahla karıştırıyor çöpleri. birileri evine gidiyor, evinden dönüyor birileri. bıçağını büyük bir hışımla saplıyor hasmına zaman, gelip çıkarıyor o bıçağı kendini kahraman sanan. şu yaprak kadar zevk almadım mı mevsimlerden, şu kedi kadar acıkmadım mı hiç. hiç ellerime bulaşan kanı kutsamadım mı. yoksa ellerinin sıcaklığı mıydı evim. üşüyen bir kuş pencereme bu yüzden kondu demek, bu yüzden yavruladı ve bu yüzden kovamadım o kuşu penceremden. ne zor şeymiş kanatlarımızı fark etmek, ah ne kadar da kirliyiz derken… yağmur yıkar Paris’i aralıklarla, sıklıkla sevişir komşularım vakitli vakitsiz. sessizliği bozan haz, kuşu ürkütmez. sevişmek için döner demek evine birileri, birileri öldürmek için kendini. bağırmak istersin, çığlığını yutmak daha kolaydır ve de daha anlaşılır. bu ben değilim işte, sesi yarlarda kaybolan; kırık aynalarda arayan öteki yarısını yüzünün demek, nafiledir. yaprak dalından kopar, kuş kanatlanıp gider. sen çay içmeye gelirsin vakitli vakitsiz ,bir paket sigarayla… ben çıkarıp güler yüzlü bir kelime veririm sana, sözlüğümden…
sustum ve ukdelerinizi büyüttünüz içinizde
sustum ve ukdelerim büyüdü içimde
susturulduk ve her sey dönüstü bir ukdeye...
7-
Öğrendigim ilk fransızca cümle : « J’ai faim. »( açım.)
Sokaklarda diz çökerek dilenenlerin ellerindeki tabelalarda yazıyordu. Dilenenler de, alıştığım dilencilerden değildi. Çünkü Türkiye’de dilenenler,genelde bir sakatlıkları olan düşkün kişilerdi. Buradakiler ise, sıhhatleri yerinde genç veya orta yaşlı, evsiz barksız kişiler.
Fakir bir toplumdan geldiğimin bilincindeyim , çünkü ülkemde iki şey kıskanılır : zengin düğünleri ve zengin cenazeleri. Büyük bir arzudur, bu ikisine sahip olmak.Bu da, karınlarımızın guruldamasından öte bir açlığımızın olduğunu ortaya koyuyor.
Sonra, sözcükleri düşündüm :
Zengin sözcüğünün eşanlamlısı olarak ‘varlıklı’ sözcüğü aklıma geldi sadece.
Fakir deyince ; fukara, parasız, düşkün, yoksul, çulsuz, muhtaç sözcükleri jet gibi geçtiler beynimden.
Sonra, sözcüklerle toplumsal sınıflar arasındaki ilişki üzerine okuduklarım aklıma geldi.
Sonra... Sonrası yok işte...
8-
Göçebe olmak ne güzel şey dedim kendi kendime. Sonra hep bir yerlere yerleşebilmek için çırpınmamız geldi aklıma. Yerleşik olmanın sancısı sonra. Paris’e geleli aylar oldu, ama bavulumu açıp dolaba yerleştirmedim. Her an buradan çekip gidebileceğim hissiyle, eşyalarımı bavuldan alıp tekrar bavula yerleştiriyorum. Her an bir yerlere gidebileceğin zannetmek ne güzel. Bunun bir zan olduğunu bilmek ne acı…
Göçerlerin, uykularında bile yürüdüklerini düşünmek ne güzel… yol ne güzel….
9-
Türkiye büyük bir tarihe sahip, amenna. Ancak bu büyüklüğe yaraşır şekilde tanınmadığını da burada anladım. İşte Türkiye üzerine düşünceler:
- Türkler Arapça yazıyor hala değil mi? Soran, bir anayasa profesörü.
- Türkiye’yi tabii ki iyi tanıyorum. 4 kadınla evlenilebiliyor ya, en çok bu yanını seviyorum. Anlamadığım, dört kadının aynı evde nasıl kaldığı. (Yüzünde hınzır bir gülümsemeyle bir Fransız, üniversite öğrencisi. Tabii ki erkek…)
- En büyük komşunuz Suudi Arabistan, tabii en çok da onlardan etkilenmişsiniz değil mi?. (Soran, İspanyol.)
- Türkler Avrupa’ya girmesin diye atalarımız yüzyıllarca savaştı. Şimdi kendi ellerimizle kapıları açmamız düşünülemez.( Avusturya, Yunan ittifakı bir grup öğrenci, AB Hukuku dersinde.)
- Türkler, Ermenileri, Kürtleri,Rumları kestiler (ifade aynen böyle). Şimdi de Avrupa’yı işgal edecekler. (Alman, bir konferansta, öğretim görevlisiymiş. Adamın söylemi öyle sert ve netti ki, ben bile Türklerden korktum)
Meğer Avrupa’da yaramaz çocuklar hâlâ, ‘ Türkler geliyor ‘ diye korkutuluyormuş.. Ali Kozan

0 yorum yazılmıştır